HaberlerKöşe Yazıları

68 HAREKETİ 50 YAŞINDA – Hasan KÖSE

68 HAREKETİ 50 YAŞINDA

Açıklama:

1968 Hareketi olarak tarihe kazınan bu muazzam olay hakkında pek çok değerlendirme, inceleme çalışmaları yapıldı ve yapılmaya da devam ediliyor. Aşağıda okuyacağınız yazı, bundan on yıl önce hazırlanmış ve pek çok site vb.. alanlarda yayınlanmıştır. Konunun genel karekteri ve tarihsel boyutu bakımından bu yazının hala aktüel olduğunu düşünerek , yeniden bilgi ve ilginize sunmayı gerekli buluyorum.   –H.Köse-

  1. YILINDA 68 HAREKETİNİ SELAMLIYORUZ.

68 ” Hareketinin 40. yılı hepimize kutlu olsun.

Geçmişi olmayanın geleceği de olamaz. Biz devrimci/ sosyalist kişi ve kurumların yakın geçmişi bir yönüyle, 1968 dünya hareketlerine dayanır.

Dünyanın onlarca ülkesinde, aynı tarihsel süreçte, özellikle Üniversiteli gençlik önderliğinde gelişen eylemlerin tamamına ’68 Hareketi’ diyoruz. Evrensel ve ‘yerel değerlerin’ damgasını vurduğu bu farklı eylemleri ortak bir tanımlama altında değerlendirmemizin yeterince nedeni olduğunu düşünüyoruz.

Aşağıda kısa özetler halinde sunacağımız saptamalar bu yaklaşımın doğruluğunu ortaya koymaktadır.

68 Hareketi, gerçekleştiği her ülke somutunda, kimi farklı talep ve gelişim biçimleri gösterse de, öncelikle ABD emperyalizmine karşı başkaldın niteliği taşır.

68 Hareketi, bu hareketlere önderlik eden gençliğin, varoluş ve özgürlük mücadelesidir.

68 Hareketi, enternasyonalist düşün ve davranış biçiminin ve buna dayanan mücadele azminin en belirgin biçimidir. Başta ABD emperyalizmi olmak üzere, kapitalist dünya sisteminin sürdürdüğü, işgalci, sömürgeci politikalara karşı mücadele bayrağını yükseltmektir.

68 Hareketi, Vietnam halkının bağımsızlık ve özgürlük mücadelesi, Küba devrimi, Flistin halkının kahraman direnişi, ve Çin’de gerçekleşen “Proleter Kültür Devrimi” gibi gelişmelerin dünyda yarattığı devrimci direniş ruhunu sahiplenmekti.

68 Hareketi, başta Fransa, Almanya, Amerika, Italya, Ispanya, Japonya, ve Ingiltere olmak üzere büyük kapitalist/emperyalist devletlerde, özellikle gençlik ve aydınların hayatın her alanında özgürlük ve eşitlik talepleri için ayağa kalkışıdır. Özellikle kadının özgürlüğü, cinsel özgürlük, ve toplumda hakir görülen tüm kesimlerin hakları için meydanlarda yakılan isyan ateşidir.

68 Hareketi, “Kendi egemen sıniflannın” savaş kışkırtıcılığına, zorbalık ve soygun düzenine karşı, dünya halklarının barış içinde birarada yaşaına arzu ve isteğinin kitlesel ve barışçıl eylemlerle meydanları zaptıdır.

68 Hareketi, toplumsal tüm soruları sorgulayan, ezberci eğitim ve öğretim anlayışına karşı, bilimden yana tavır alan, dönüşüm projeleri üreten, eşitlikçi, özgürlükcü bir dünya icin ayağa kalkan ve idealleri için her türlü fedekarlığı göze alarak mücadele sürdüren yeni tip insan yaratma savaşımıdır.

68 Hareketi, emperyalist, kapitalist, dünya sisteminin çürümüş, kokuşmuş yapıların’ karşısına alan, daha çok özgürlük, daha çok demokrasi ve dünya barışı için yerli bir sistem olarak algıladığı sosyalizme yüzünü çeviren toplumsal diriliş ve başkaldındır.

Hiç kuşku yok ki, genel evrensel özellikler, prensipler yanında, tek tek ülkelerdeki hareketlerin, ülke somutuyla örtüşen kimi “ulusal” özellikleri de vardı, varolacaktı.

Türkiye’de 68 hareketi yukarda işaret ettiğimiz kimi evrensel özellikler yanında, kendi özgünlüğünü de yarattı. Örneğin, Kadın hakları, Cinsel Özgürlük gibi konular bizim gençliğin gündemini fazla meşgul etmedi. Bunun yerine ‘Tam Bağımsız Türkiye’, ‘Özerk Üniversite’ gibi talepler için mücadele daha bir önem kazandı ve eylemlere yön verdi

Türkİye” de 68 hareketini sadece bir gençlik hareketi olarak algılamak yanlıştır. Ayrıca, haşlangıç tarihi olarak da 1968 denilemez . Daha, 1963 de ilk kitlesel gençlik eylemlerinin başladığını ve 68-69 yıllarında doruk noktasına ulaştığını biliyoruz. Özellikle 1965 sonrası süreçte, işçi-köylü kitlelri ile kurulan bağların son derece önemli olduğunu belirtelim. 1970”de gerçekleşen 15- 16 Haziran işçi direnişi ve bu direnişteki gençliğin oynadığı rol çok önemlidir.

Işte bu ve daha başka nedenlerden dolayı, ülkemizdeki 68 hareketini, toplumsal bileşim, siyasi tutum, ideolojik yönelim ve örgütsel yapılanma bakımından üç ana döneme ayırarak incelemek doğru olacaktır.

Birinci dönem, toplumsal bileşim olarak ağırlıklı olarak gençlerden oluşan, siyasi tutum olarak daha çok reforum talepleriyle sınırlı, ve ideolojik bakımdan “Kemalizm” etkisi altında bulunduğu, 1963-65 dönemidir.

İkinci dönem, toplumsal olarak TİP (Türkiye işçi Partisi) üzerinden işci ve emekçllerle güçlü bağlar kurmuş, siyasi tutum olarak daha çok “Anti Amerikancı” ve “Bağımsızlık” taleplerinin öne çıktığı, ideolojik olarak,yönünü daha çok sosyalizme çevirdiği, ancak yinede “arayış içinde” bulunulan dönem. Bu dönem,1965/69 yıllarını kapsar.

Üçüncü dönem, toplumsal olarak, işci-köylü, ve “yurtsever asker’. üçgenine oturmuş, siyasi olarak devrim çizgisini benimsemiş, ideolojik olarak sosyalist söylemlerin öne çıktığı, örgütsel alanda “yeraltı devrimci” örgütlenmesine geçiş sürecinin yaşandığı ve silahlı mücadeleye yönelimin başladığı, 1969/71 dönemidir.

Bu üç ana süreci şüphesiz daha farklı bicimde de özetlemek mümkündür. Benim burada yaptığım sadece ana hatlarıyla olayı anlaşılır kılmaya çalışmaktır. Bir başkası bu süreci, dört yada beş noktada özetleyebilir.

1960′ lı yıllar, dünyada bağımsızlık savaşlarının yükseldiği yıllardı.Yanıbaşımızdaki, Flistin halkının kahraman direnişi ve dünya genelinde tüm eziienleri güçlü bir şekilde sarmalayan sosyalizim rüzgarı, gençliği etkiiemeden edemezdi. Ülke ikdidarında bulunan ABD yanlısı hükümetler ve icratları, gençliğin anti emperyalist ve anti ABD’ci yönelimini kamçılar bir durum yaratıyordu.

Daha, 1964’de Kıbrıs sorunu vesilesiyle, Yunanistan ve ABD’nin protestosu temelinde kitlesel gençlik eylemine tanık oluyoruz. Sonraki yıllarda Üniversite işgalleri, boykotlar, meydaniara taşan yürüyüş ve mitingler, özellikle 6. Filo’ya karşı eylemler, Flistin ve Vietnam halklarıyla dayaınşma etkinlikleri, “Doğu Mitingleri, işçi-köylü eylemlerine koşturmalar, başta hükümet güçleri olmak üzere faşist ve islami gericilerle çatışmalar biçiminde sürüp giden bir süreç izlenmiştir.

Şubat 1969’da, hükümet desteği ile faşist ve islami gericiiik, devrimci gençliğe karşı ilk büyük kanlı saldırısını gerçekleştirir. Türkiye siyasi tarihine „Kanlı Pazar„ olarak geçen bu olayda iki genç öidürülür 200 kadar sol eylemci yaralanır. Bu olay diğer şeyler yanında, devrimci gençliğin mücadelesinde bir dönüm noktasıdır, bir kırlmadır. Devrimci gençlik bu saldırı ile açık bir biçimde zamansız bir silahlı çatışmaya çekilmek istenir..

Esas olarak, 1965-1970 dönemi gençlik mücadelesini genel yönleriyle değerlendirirken, bu dönemin eylemlerinde belirginleşen bazı temel özelliklere yeniden vurgu yapmanın ve bunları tartışmanın gerekli ve yararlı olacağını düşünüyoruz.

  • Bu dönemin gençlik eylemleri, mümkün olduğu kadar tüm öğrenci gençliğin katılımı ile gerçekleşie Eylemler kitlesel karekter taşır. Gerek eylemler öncesi gerekse eylemler sonrası tüm katılımcıların fikir ve önerilerine büyük önem verilir. Özellikle Üniversite ile ilgili eylem kararlarında sadece „Sol” kesim değil, okulun tüm kesimleri dinlenir, görüş ve önerileri dikkate alınır. Bir başka deyimle, „Doğrudan katılım”, “Doğrudan Demokrasi” kuralı bir biçimde işletilir.
  • Dönemin gençlik hareketleri, ülke çıkarlarını başta ABD emperyalizmine karşı savunurken, ” Ulusalcı”, öte yandan, Flistin, Küba, Çin ve daha başka ülke halklarının davası yanında saf tutarak, enternasyonalist bir tutum içindedirler. Kemalist, Millici damar güçlüdür, yine de, „Doğu Miting”leri düzenlenir, Kürt halkı üzerindeki baskı ve asimilasyon politikalarına karşı durulur. Bu tutumu özellikle günümüz koşullarında tekrar tekrar vurgulamalıyız. Çünkü, „68″ ruhuna sahip çıktığını ileri süren günümüzün pek çok „Ulusarcı güçleri özellikle Kürt sorunu bağlamında tamamen „68 Ruhu”na ters bir konumda durmaktadırlar.
  • Dönemin gençlik hareketleri, toplumsal muhalefetin en diri, en militan ve en sarsıci gücü olarak, işçi-köylü hareketleriyle doğrudan bağ kurmaya büyük önem vermişlerdir. Bu özelliği ile „Bizim 68″ dönemin hareketleri içinde belkide bir ilktir…
  • Dönemin gençlik hareketleri, bağrında taşıdığı paylaşımcı, banşsever, dayanışmacı, özgürlükcü, dönüştürücü ve devrimci değerleriyle toplum üzerinde büyük bir sempati yaratmış ve toplumun dönüşüm arzularını kamçılamıştır. Toplumsal sorunlara karşı duyarsız, arkadaşlık ilişkilerinde bencil ve bireyci kişilik karekterlerini, bu dönemin mücadelesi adeta toprağa gömmüştür…
  • Dönemin devrimci gençlik mücadelesi, Türkiye siyasi tarihinde ilk kez bu denli etkili ve sarsıcı bir rol oynamıştır. ilk kez toplumun ezilen yığınlarına bu denli güçlü bir şekilde, „ Sosyalizim, Özgürlük, Bağımsızlık, Eşitlik, Kardeşlik, „ gibi talepler ulaştırılmıştır. Davaya bağlılık, genel çıkarları bireysel çıkarlardan üstün tutma, yoldaşlik ilişkileri, gibi erdem yüklü düşün ve davranış temelinde yükselen yaşam tarzı ile, yeni bir nesil, yeni bir insan tipi yaratilmak istenmiştir. özellikle 1980 Faşist darbesi bu muazzam değeri yok etmek için büyük taba göstermiştir. Ve üzülerek belirtmeliyiz ki, bu çabasında sonuç da almıştır..

 

1968 Hareketini, dönem olarak 1970’e kadarki süreç olarak ele almak ve değerlendirmek eksik ve yanlış bir tutum olur. Zira, 1970 ve başlarındaki, gelişmelerde aktif ve belirleyici rol oynayan gurup ve liderlerin tamda 68 sürecinin ürünü olduğunu biliyoruz. Yine biliyoruz ki, 60’ların sonlarına doğru gençlik hareketi içinde yeraltı örgütlenmesi ve silahlı mücadele fikri giderek gelişmiş, ve bu gelişmeler temelinde üç ana devrimci radikal örgüt doğmuştur.

1969, 1970 yılları , bir anlamda 1968“ den kupuşu ifade eder. Devrimci gençlik hareketinin henüz TIP çatısı altında mücadele sürdürdüğü, yada fraksiyonlara bölünmemiş olduğu dönem artık gerilerde kalmıştır.Yeni sürecin yeni oluşumlar ve bölünmelerle sonuçlanması, dönemin kaçınılmaz seyridir. Sürecin bu şekilde ilerlemesinde, gençlik dışında oluşmuş kimi siyasi odaklarında etkinliği bilinmelidir. TKP, TIP, gibi partiler ve H. Kıvılcımlı, M.Belli, D.Avcıoğlu, gibi güçlü lider ve oluşumlar gençliği etkilemekte ve yönlendirmeye çalışmaktadır. Devrimci gençlik mücadelesi içinde öne çıkan, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Harun Karadeniz, Doğu Perinçek ve sonraki süreçte ortaya çıkan l.Kaypakkaya çevreleri bu süreçin doğrudan ürünüdürler.

Bu yazı kapsamında, adını andığımız gurup ve kişileri tüm yönleri ile ele alarak irdeleyecek değiliz. Bu tür bir çalışma başlı başına ayrı bir, yada birden fazla çalışmanın konusu olacak kadar geniş ve kapsamlıdır. Bunun bilincinde olarak sadece, kimi genel ve kısa saptamalarla dönemin öne çıkan aktif güçlerinin genel bir görünümünü resimlemek istiyoruz.

Doğan Avcıoğlu önderliğinde birleşen gurup, kendini açık bir biçimde ikinci Kemalist hareket olarak adlandırır. Parlementer sistem bunlar için “cici demokrasi” dir. Kurtuluş özellikle “Kemalist ordunun” yapacağı bir askeri darbeyele mümkündür. Görev bunun koşullarını yaratmak ve “sivil” cephede buna destek sunmaktır.

M.Belli çevresi aslında Milli Demokratik Devrim tezinin babasıdır. TKP (Türkiye Komünist Partisi) geleneğinden gelen bu çevre, güçlü bir şekilde Kemalizm ve Orduya bel bağ lamaktadır. “Kapitalist olmayan yolda sosyallzme geçiş“ tezi, bu çevrenin Milli Demokratik Devrim (MDD) tezinin belkemiğini oluşturur. Mahir Çayan ayrışmasında anlaşılmaktadır ki, bu çevre silahlı mücadeleye hiçte taraf değildir.

Harun Karadeniz çevresi, daha çok TKP eksenli bir oluşumdur. TIP’le genelde barışıktır. Devrimin karekteri olarak “sosyalist” devrim tipi savunulur, Silahli mücadeleye sıcak bakılmaz, daha çok yığın eylemleri ve parlementer yol tercih edilir.

Mahir Çayan çevresi, Mihri Belli gurubundan ayrılana dek, aynı temel yaklaşımları payalaşır. Ayrılık daha çok silahlı mücadele sorununda çıkar. Kemalist damarla güçlü bağları mevcuttur, ordu da olumlu beklentileri vardır; yine de “ABD”nin gizli işgali altındaki Türkiye’de, silahlı mücadele ile MDD tezinin gerçekleşmesini savunur. Teori ile pratik tam bir uyumluluk içindedir. Öncü savaşı ile, “suni dengenin” yıkılacağı ve kitlelerin böylece öncüyü izleyeceği savunulur.

Mahir Çayan, döneminin en parlak teorisyenlerinden biridir. Toplu eserleri incelendiğinde görülür ki, ciddi bir teorik birikim, güçlü bir polemik ve analiz dili, “Emperyalizmin üçüncü bunalım dönemi” gibi özgün sorunlarda çözümleyici çabalarıyla ” sıradışı” bir Mahir vardır.

Deniz Gezmis çevresi, anti emperyalist mücadelenin en militan, en kavgacı gücüdür. Teorik sorunlarla fazla ilgilenmezler, “Türkiye Devriminin Yolu” adlı eser, arkadaşlarının belirttigine göre, Hüseyin inan tarafından cezaevinde yazılmıştır. Teorik beyin yine belirtildiği üzere, Hüseyin’dir. Kemalizm, devrimin karekteri, anti emperyalist tutum gibi sorunlarda Mahir ile büyük ortak paydalara sahiptirler. Ancak silahlı mücadeleyi kırlarda başlatma ve Türkiye toplumunun “içsel çelişkilerine vurgu” bakımından ayrıdırlar.

Deniz Gezmiş, Tartışmasız dönemin gençlik önderidir. Bir başka deyimle, “bizim Che Guevera’mızdır. Teorisi ile pratiği arasında tam bir uyum vardır. Yönünü Mahir gibi kesinlikle sosyalizme dönmüştür. Sosyalizmi kurmak, inşa etmek vazgeçilmez amacıdır.

Kürt devrimcilerinin oluşturduğu dernekler, öncelikle “Doğu sorunu”, Kürt sorunu eksenlidirler. Anti emperyalist yönleri zayıftır, Türkiye ve Kürdistan devrimleri için olgunlaşmış fikirleri henüz oluşmuş değildir. Silahlı mücadeleye sıcak bakmazlar. Baba Barzani’nin (Yani Molla Mustafa Barzani) etkisi bu kesim üzerinde güçlüdür…

Doğu Perinçek ve çevresi, dönemin teorik sorunlarıyla en fazla ilgilenen gurupdur. Uluslararası “sosyalist haraketin” Çin, Arnavutluk cephesinden yer alırlar. Mahir ve Deniz’de kuşku yok ki, Mao ve Çin devriminden güçlü bir şekilde etkilenmişlerdi. Ancak, “Sovyetler Birliği’ne” karşı tavırları ”ortacı” bir konumdaydı. Perinçek gurubu daha o yıllarda diğer devrimci güçlerce “Pekinci” olarak adlandırılır. Pek çok sorunda söylem olarak genel doğrular savunulur, ancak, teori ile pratik arasında sürekli bir uçurum yaşanır. Teoride oldukça keskin ve “sol” çıkışlar yapan bu gurup, pratikte sağcı ve pasifisttir. Bu nedenle gurubun önderliği daha o yıllarda bile, “güven verici” bulunmaz.

Ibrahim Kaypakkaya çevresi, Doğu Perinçek çevresi içinde yer aldıkları ilk yıllarda temel sorunlarda aynı fikirleri paylaşırlar. İbrahim önderliğinde özellikle 1970, 15.16 Haziran Işçi direnişi ile birlikte bir muhalefet başlar. Başlatılan iç mücadele sürecinde yeni bir program oluşturulur. Bu yeni program aynı zamanda geçmişle hesaplaşmadır. Beş temel belge diye bilinen yazılar bu sürecin ürünüdür.

Kaypakkaya, dönemin en hızlı gelişen, en parlak genç teorisynlerinden biridir.Yazıları derin bir kavram, döneme göre güçlü bir birikim, akıcı bir dil kullandığını gösterir. Temel görüşleri ve pratik politikasi ile, dönemin genç Komünist çığlığıdır. Çin devrimini kabaca Türkiye’ye uyarlama gibi temel bir hataya düşmüştür. Diğer yandan, Kemalizm, Kürt sorunu, devlet ve orduya karşı tavır, Komünist parti önderliğinde Demokratik Halk Devrimi ve sosyalist toplumda sınıf mücadelesi gibi konularda genel hatlarıyla ML (Marksist-Leninist) bir zeminde durmaktadır.

Kendi dönemine kadar sosyalist hareket saflarında “taba” olarak atgılanan ve dokunulmayan sorunların üzerine büyük bir kararlılıkla gitmiştir. Devleti bütünüyle karşısına alması, ve bu konudaki uzlaşmaz tutumu son derece önemlidir. Yılların tecrübeli ve birikimli önderlerinden H.Kıvılcımlı’nın 12 Mart askeri darbesi karşısında “Ordu kılıcını çekti” diyerek tavır takındığıni anımsarsak, Kaypakkaya’nın devlet karşısındaki tutumunu sanırım daha doğru algılayabiliriz…

Buraya kadar özet halinde sunulan “tezler” kendi içimizde ve çevremizde yapıcı bir biçimde ele alınıp tartışılmalıdır. Ancak yapıcı ve ilerletici bir tartışma ile, geçmiş ve gelecğimiz hakkında sağlıklı, doğru sonuçlara ulaşabiliriz. Bu yazı tamamen bu amaçla hazırlanmıştır.

Hasan Köse – MAYIS 2008

 

 

KANLI PAZAR OLAYLARI VE İSLAMI GERİCİLİK

1968-1969 Yılları ülkemizde gençliğin ABD emperyalizmine karşı, mücadeleyi her alanda yaygınlaştırdığı ve yükselttiği yıllardı. Çığ gibi büyüyen anti emperyalist mücadele karşısında toplumun diğer katmanları tarafsız kalamazlardı.

Işçiler, köylüler, okumuş kesimler, küçük esnaf ve daha diğer güçler gençliğin bu eylemlerine ya destek sunacaklardı, yada karşısında yer alacaklardı. Siyasi kurum ve partiler içinde aynı durum geçerliydi. Başta Türkiye işçi Partisi olmak üzere, DiSK (Devrimci Isçi Sendikaları Konfederasyonu) vb. kurumlar anti emperyalist mücadeleye destek verirken, ikdidar partisi AP (Adalet Partisi) ve lideri Demirel, mücadeleyi her türlü yönteme başvurarak ezmeye çalışıyordu. CHP (Cumhuriyet Halk Partisi) ise, gençliğin anti emperyalist mücadelesini kendi ikdidar mücadelesinde bir kaldıraç olarak kullanmak peşindeydi. Hakim sınıfların bu iki büyük partisinin tutumu bu merkezdeyken, „islamcı ve doğrudan faşist” güçlerin tutumu hangi merkezdeydi ?

  1. Türkeş, önderliğindeki faşist odaklar ülkenin pek çok bölgesinde „Komando eğitim” kampları kurmuş, binlerce yoksul kökenli genci eğiterek silahlandınyorlar, ve devrimci gençliğe yönelik saldırılarına her geçen gün bir yenisini ekliyorlardı. “islami kesim” yekpare bir tavır takınmış değildi. Henüz faşist kesimle tam olarak ayrışmamışlardı. Bir bölümü „çatışma dışı” kalırken bir diğer kesim, açıkça ABD emperyaizmine karşı yükselen mücadele karşısında yer almıştı. “Komünizme Karşı Mücadele Dernekleri” vb. adına örgütlenmiş kesim daha çok bu kesimden oluşuyordu. Komünizme karşı olma, tüm İslami ve Türkçü faşistlerin ortak davasıydı…

Sözüm ona, “Kapitalizme, emperyalizme karşı olduğunu„ söyleyen bu kesim politik tutumuyla çok açık bir biçimde ABD emperyalizminin yanında yer alıyor ve bu tutumuyla „Yeşil Kuşak” projesine Türkiye bazında temel oluşturuyordu.

KANLI PAZAR ( 16 Subat 1969)

Devrimci gençlik ABD emperyalizmine karşı yürüttüğü mücadele tutumuyla açık bir şekilde başta Demirel hükümeti olmak üzere, Türkeş önderliğindeki faşistlerin ve islami gericilerin boy hedefi haline gelmişti. Türkeş önderliğinde 45 ilde kurulmuş bulunan toplam 49 „Komando kampında” Amerikalı „iç savaş uzmanları” sağcı gençlere „sabotaj, suikast” yöntemleri göstererek eğiliyor ve silahlı mücadeleye hazırlıyordular.

Bu faşist hazırlık, hiç şüphesiz anti emperyalist gençlik mücadelesini „Barışçıl ve silahsız” genel konumundan uzaklaştırarak, zamansız ve hazırlıksız bir silahlı mücadele içine çekerek ezmek ve yok etmek istiyordu.

16 Şubat 1969 da devrimci gençlik „yasal izin alarak” büyük bir anti emperyalist miting düzenlemek istedi. Onbini aşkın insan „Beyazıt’da, Hürriyet meydanından Taksim’e yüriiyecek, burada konuşacak ve dağılacaktı.”Ancak gizli ellerin hazırladığı „Kanlı Plan” bilinmiyordu. Miting kana bulanmallydı. Düğmeye, birileri basmıştı, geriye dönüş olmazdı. Tamamen devletin denetimi ve gözetimi altında gelişen, faşist ve gerici güçlerin bu kanlı tezgahını daha yakında irdelemek için olayların gelişim seyrini bilmekten yarar var.

Muzaffer İlhan Erdost, 16 Şubat’a geliş sürecini bazı kesitleriyle şöyle anlatıyor.

„27 Ağustos 1964. Türkiye’de Amerika ve Yunanistan alehine gösteriler yapıldı. 9 Nisan 1966. İstanbul”da 6. filo karşıtı gösteriler, 8 Eylül 1966. Gazeteci İlhami Soysal kaçırıldı, dövülmüş olarak bir tarlaya atıldı. 7 Ekim 1968. Istanbul’da 6. filo karşıtı gösteriler yapıldı. 30 Mart 1968. MTTB (Milli Türk Talebe Birliği), Ankara’da „milli şahlanış Mitingi düzenledi. “Yasamız ordumuz, İslamiyettir yolumuz” sloganı kullanıldı, 15 Mayıs 1968. “NATO’ya Hayır Haftasında” 106 öğrenci gözaltına alındı. 15 Temmuz 1968. 6.fllo İstanbula geldi. Göstericilerle toplum polisi çatıştı.

17 Temmuz 1968. İTÜ yurdunu basan toplum polisi Vedat Demircloğlu”nu pencereden attı. 6 Ocak 1969. ABD Büyükelçisi Commer“in arabası ODTÜ’de yakıldı. 16 Şubat 1969. Kanlı Pazar, 2 ölü 200 yaralı.”

M.İlhan Erdost’un özetlediği gelişmeler, „Kanlı Pazar” öncesnin çekilmiş genel bir resmidir. Hiç şüpehesiz tüm gelişmelerin özeti değildir. Faşist ve islami gerici güçlerin ellerinde bulundurdukları, dernek, parti, Cami, basın organları ve ikdidar olanaklarıyla gençlik mücadelesine karşı „Cihat” hazırlığı içinde olduklarını ve bu yönde hertürlü yalan ve kışkıtmaya başvurarak toplumu gerici amaçlarına ortak etmeye çalıştıklarını belirtelim.

Kanlı Pazar olaylarının baş kışkırtıcılarından biri, bugün hala „Islanıcı yazar” olarak „Milli Gazete” de köşe yazarlığı yapan Mehmet Şevket Eygi adlı şahıstır.

Amerikan emperyalizminin „Yeşil Kuşak” tezgahının bugün bile, gönüllü ve sadık savunucusu bu zat, 1969’da „Bugün Gazetesinde” devrimci gençliği karalıyarak şöyle yazıyordu:

„Büyük fırtına patlamak üzeredir. Müslümanlar ile Kızıl Kafirler arasında topyekün bir savaş kaçınılmaz hala gelmiştir… Müslüman kardeşim, sen bu savaşta bitaraf kalamazsın. Ben namazımı kılar, tespihimi çekerim, etliye sütlüye karışmam deyipde zulum edenlerden olma, gözünü aç bak..onlarda taş,sopa, demir, molotof kokteylimi var ? Biz de aynı silahları kullanmaktan aciz değiliz… Cihat eden zelil olmaz, sağ kalırsa gazi olur. Canını veren şehitlik şerefini kazanır..Ezanlar susturulmasın .. Müslümanlar Komünizimle çarpışan devlet kuvetlerine yardımcı olsunlar…” (Alıntılar Kurtuluş dergisi Nisan 2000)

Kapitalizme, emperyalizme karşı olduğunu her fırsatta yineleyen M.Ş.Eygi adlı zat, geçmişteki ispiyoncu ve kışkırtıcı tutumunu bugünde savunmakta ve sürdürmektedir. Hürriyet köşe yazarlarından Ahmet Hakan’la 2007 Kasım ayında girdiği polemikte, geçmiş tutumunu ısrarla savunuyor ve ,,..bugün de aynı durum olsa, yine aynı şeyi yaparım” diyebiliyor. Komünizme karşı savaşta „herşey mübahtır” tezini Kuran’dan alıntılar yaparak destekliyor. Bu konum „islami kesimin” değişmez karekteridir, ve ayrıca kapitalizme, emperyalizme karşi duruşlarını gösterir.

16 Şubat olayları öncesi hiç kuşkusuz başka kışkırtıcı, piyonlar da vardı. Bunlardan biri de „Komünizme Karşı Mücadele Dernekleri „ başkanı İlhan Darendelioğlu idi.

MTTB’nin Çağaloğlu’ndaki merkezinde bu kışkırtıcı şöyle diyordu. „ ..Pazar günü komünistler mitıng yapacak , biz bu mitingde savaşacağız. Silahı olan silahıyla, olmayan baltasıyla gelsin..”. Kaynak Kurtuluş dergisinin 2000 Nisan sayısı.

Kışkırtıcılar ve Hükümet yetkilileri, anti emperyalist mitingi kana bulamak için her türlü yola başvurarak hazırlıklarını yaptılar. Camilerde „Devrimci gençliğin dinsiz kafirler olduğu, ülkeyi „Rusya’ya satmak istedikleri” söyleniyor ve kitleler „Cihada çağrılıyordu. Hükümetin tamamen himayesinde yapılan bu tür kışkırtıcı faliyetler karşılıksız kalmadı. Binlerce faşist ve islamcı gerici gürüh, silahlanarak eylem alanına saldırı için hazır kıta bekletiliyordu.

16 Şubat sabahı onbinlerce devrimci genç, Taksim alanına doğru yürüyüşe geçti. Korteji oluşturan on binlerden sadece bin kadarı Taksim alanına girmişti ki, Toplum Polisi yürüyüş kortejini böldü. Ana gövde böylece alana sokulmadı. Sabahın erken saatlerinde alanın etrafında pusu kurmuş bulunan gericiler, alandaki bin kadar gence azgınca saldırdılar. Ellerinde, Balta, Bıçak, Satır ve daha başka kesici ve öldürücü aletler vardı. Komünizm karşıtı sloganlarla saldırı başladı. Devrimci gençlik bu sinsi ve kahpe saldırıya hazırlıklı değildi, buna rağmen yiğitce dövüştüler. iki arkadaşlarını genci güruh kahpece öldürmüştü, yüzü aşkın yaralı vardı. Gençliğin ana gövdesi bir türlü Taksim alanına giremiyordu, toplum polisi açık bir şekilde saldırganlara taraftı. İstiklal caddesi ve Sıraselviler yönüne doğru hamle yapan devrimcilere bu kez toplum polisi pusu kurmuştu. Gericiler ve polis çemberinde sıkıştırılan gençlik daha fazla zaiat vermemek için guruplar halinde ara sokaklara dağıldı. İki ölü, yüzlerce yaralı ve yüzlerce gözaltı ve tutuklu, işte eylemin kısa bilançosu buydu.

Tarihe „Kanlı Pazar” olayı olarak geçen bu eylemi dönemin Hürriyet Gazetesi manşetine:

“kardeş kavgası” olarak taşıyordu…

Tercüman Gazetesi yazarlarından Rauf Tamer, “Kabadayılar” başlıklı yazısında saldırgan gericileri „kabadayılar” olarak selamlıyor ve „anarşist gençlere karşı” yiğitce dövüştüklerini yazarak destekliyordu.

Başbakan Süleyman Demirel, açık bir biçimde gerci saldırgan guruba arka çıkıyordu. Ona göre, bu olay „tahrike kapılan halkın karşı hareketi” olarak görülmelidir. Yani „dinsiz, kafir, Anarşist gençliğe “karşi „halk gerekeni’ yapmıştı..

1970″li yıllarda hergün onlarca sol görüşlü insanın faşistlerce öldürüldüğü, bir dönemde bile, „Bana sağcılar adam öldürüyor,cinayet işliyor dedirtemezsiniz” dieyen Demirel’den başka türlü bir tutum zaten beklenemezdi..

Kanlı Pazar olayı bağlamında bizim üzerinde durmak istediğimiz asil konu „Siyasal İslamcı” kesimin tutumudur.

Bu kesim, söylemde çokca anti kapitalist, anti emperyalist olduklarını vurgularlar.

Oysa somut bu olayda ve sonraki gelişmelerde tamemen tersi bir tutum içinde olduklarını biliyoruz.

1979 Iran islam devrimi ile birlikte ülkemizde de „siyasal islamcı” akım, ABD ve „kapitalizm karşıtı„ bir söylem ve eylem geliştirdi. 1990’ın ilk başlarına kadar bu tutum devam etti, ne varki bu dönemde bile, ABD emperyalizmine karşı ciddi radikal bir karşıkoyuş göstermediler. Türkiye’deki ikdidar dalaşında geleceklerini başta ABD emperyalizmi olmak üzere büyük batılı emperyalist devletlerle işbirliği ve uşaklık ilişkilerinde gördükleri için 80”li yıllardaki söylemlerini de terkettiler. Bugün başta AKP (Adalet ve Kalkınma Partisi) olmak üzere bu „siyaysal islamcı” damardan gelen tüm kesimler, emperyalizme ve kapitalizme daha fazla yamanma, daha fazla bağımlı olma yarışı içindedirler. Bunlar zerre kadar „anti emperyalist, anti kapitalist” değiller.

Bütün bu gerçek olgular ülkemizdeki “ Sünni İslami Muhalefetin” politik duruşunu açıkca göstermektedir.

Bu bağlamda, 68 kuşağı olarak bilinen kesimin hiçte küçümsenemez bir bölümünün geçmişte kendilerine „satır, bıçak, Balta” ile saldıranlarla omuz omuza, yan yana, yürüdüklerini de belirtmek istiyoruz. “ Ilımlı İslam” da demeokrasi umanların bu durumu ibret vericidir. Bu tarihin bir cilvesi mi, yoksa sınıf mücadelesinin zorunlu sonucu mu?

Buna da siz karar verin..

Hasan Köse     MART 2008

Bu yazı, 2008”de “ Sol Derleniş” adlı site”de yayınlanmıştır. Ayrıca Eylül 2008”de basılı hale getirilerek devrimci ve demokrat çevrelere dağıtılmıştır. – H.Köse-

 

 

 

 

Etiketler

bağlantılı haberler